Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
Toplam 13 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Sedef Sanatının Tarihi

Bu Sayfa Forumdaki  Konularının Listesini İçerir

  1. #1
    Üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2013
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    64
    İsim
    hoymakgil

    Standart Sedef Sanatının Tarihi

    GÜNEŞİN YEDİ RENGİNDEN PARILTISINI ALAN SEDEFİN SANATI

    Tarih boyunca insanlar günlük ihtiyaçlarını karşılamak için kullandıkları araçlar üretmişler. Yüreklerini avuçlarında taşıyanlar ise, eşyalarıyla bütünleşmek istemişler her zaman. Bilmişler ki. kullandıkları materyalleri yaratıcıları vermiş. Bilmişler ki, yüreklerindeki güzelliği, bedenlerindeki kabiliyeti yaratıcıları vermiş. Bu duygu ve bilinçle, üretmişler eserlerini güneşin yedi renginden pırıltısını alan sedefle. Bir gelini giydirip süsler gibi, giydirip süslemişler eşyalarını. M. Zeki Kuşoğlu hocanın deyimiyle, ‘Hanım efendinin aynasından, çelebinin kavukluğuna kadar sedefle süslemişler eşyalarını Osmanlılar.
    Tabi yalnızca Osmanlı değil, tüm Dünya sanatkârları. Sedefin yanardöner
    renkleri büyülemiş insanları. Bu büyü etkisiyle duygularını ve dinlerini aktarmada yardımcı olacağını düşünerek, ürettikleri eserlerde kullanmışlar sedefi. Tüm dünya sanatkârları tarih boyunca değişik teknikler ve üsluplarla, muhteşem eseler üreterek, tarihe ciddi miraslar bırakmışlar. Bu eserleri üretirken son derece kıvrak bir zekâ ve titizlikle sert bir malzeme olan sedefi, nispeten daha yumuşak olan ağaçla bazen fildişi ile bazen, bağa ile bazen bronzla bazen, gümüşle hatta mermerle bile birleştirerek zarif eserler üretmişler. Ürettikleri eseler, son derece kalıcı dönüşümü olabilen (restore edilebilen) eserler olmuş.

    sedef İŞÇİLİĞİ NEDİR

    sedef sanatı genelde, ahşap işleme sanatıdır. Ahşap mobilyaların denizden elde edilen sedefle, bağayı fildişini değişik renkli ağaç köklerini ve benzeri malzemeleri bir arada değişik motiflerle kesip kaplama sanatıdır. Tabi bu özetle anlatılanlar aslında sanatın tarzına, ülkesine göre çok değişik teknikler, stiller ve malzemeyle üretim yaptıkları üst düzey bir mobilyacılık sanatıdır.
    İnsanlar hayatlarını kolaylaştırmada kullandıkları araçların neredeyse tümünde kullanabilmişler sedefi. Her bölge insanı kendi dinine, kültürüne, yaşam tarzına göre ekoller geliştirmiş. Ancak genelde tarih boyunca her bölge, dinsel mekânlarını ve dini eşyalarını süslemişler. Sedefli eserleri üretebilmek son derece beceri isteyen son derece bilgi birikimi isteyen meşakkatli sabır gerektiren ciddi bir sanat olması hasebiyle üretilen eserleri elde etmek tarihte ve günümüzde oldukça pahalı ve zor olmuştur.
    Tarzlarına göre yapım tekniklerini anlatacak olmamıza rağmen yüzeysel biçimde
    anlatmakta yarar olduğu kanaatindeyiz.
    Üretilecek eserin seçimine göre eserin tarzı belirlenip gerekirse maketi bile yapılabilinir. Önceden tomruğun doğru yerinden kesilmiş ve yeterince kurutulmuş ağaçlarla doğru tekniklerle çatkısı yapılır ki, bu doğru teknikler eserin uzun süreli kalmasını sağlar hatta işlerken bile dönmesini engeller. Eserin iskeleti bitirilecek şekle uygun halde tutkallanmadan ayarlanıp, üzeri işlendikten sonra yapıştırılabilinir. Bunun amacı rahat İşlenebilirliği sağlamaktır. İşlenecek desenler önceden 1/1 çizilmiş olmalı ve daha sonra iskeletin üzerine aktarılmalıdır. Daha sonra desenlere göre sedef i, bağası, fildişi si, filetosu boulu vs. kesilip yerlerine yapıştırıldıktan sonra, kuruma süreleri dikkate alınarak üstleri perdahlanıp, tesviyelenip cilalanır

    sedef İşçiliği'nin Tarihçesi

    sedef sanatının günümüze ulaşmış ilk örnekleri Sümerlilerin mezar taşlarında ve şahsi araştırmalarım esnasında rastladığım muhtemelen Ortadoğu ülkelerinden birinde, deniz kabukları ve kireç taşı ile bir arada işlenmiştir sedef. (M.Ö. 4000 yılları) (1) Yakın tarihte ise dünyada bilinen 5 ekolü vardır. Ancak bunların dışında çeşitli ülkelerde sedefi; mobilyalarında kullanmışsa da, literatüre girememiştir. Osmanlıda ilk sedefli örnek 15.inci yy.da Amasya 2.Beyazıt Camii iç panjurları ve cümle kapısıdır. 1480li yıllar.
    Osmanlı Padişahları her sanata değer verdikleri gibi sedef sanatına da değer verirlerdi.
    Meşhur Mimar ve Sedefkâr olan Sedefkâr Mehmet ağa’nın Koca Sinan’ın teşviki ile dönemin padişahına bir Kur-an rahlesi yapması ile padişahtan taltif alıp kapu başılığına(2) atanması, yapılan Selâtin Camilere mutlaka sedefli kapılar Kur-an muhafazaları, kürsüler, iç panjurlar, rahleler yaptırılması. Evliya Çelebi’nin rivayetine göre; F.Sultan Mehmet Han’ın tabutunun som sedeften olması (ki; bu ulaşılan en eski sedefli eser örnekleriyle çelişiyor) bu sanata yeterince değer verdiklerini gösterir. Yine sultan Abdülhamit Han’ın İyi bir marangoz ve iyi bir sedefkâr olması yeterli ilgiye ispattır. Tarihte bu sanatı icra eden insanların adına sınırlı kaynaklarda ulaşılmış olmasına rağmen yine Evliya Çelebinin seyahatnamesinde (İstanbul’da 100 dükkân 500 nefer idüler pirleri de Şuaybi Hindi dür) diyerek bu sanatın 17.yy zirve döneminde olduğunu ifade etmiştir. Osmanlı sedef sanatı 15 ve 16.yy da gelişip 17 ve 18yy da zirveye ulaşmıştır. Ancak 18.y.y.dan sonra batı tarzlarıyla geleneksel tarzlar deformasyona uğratılmasında, sedef sanatı da nasibini almıştır. 18.y.y.dan sonra 19.yy da Abdülhamit Han’ın sedefkarlığa meyli dolayısıyla Yıldız Sarayında kurulan Marangozhane olan Tamirhane-i Hümayun da yerini almıştır.Yine meşhur ressam ve arkeolog olan Osman Hamdi Bey’e Abdülhamit Han tarafından kurdurulan Sanayi nefise mektebinde (Güzel sanatlar akademisinin temeli). Harikulade batı sitillerinde mobilyalara da benzeyen ancak Osmanlı tarzının vurgulandığı
    sedefli eserler üretilmiştir.




    Bu şekilde sedef sanatı çırpınmaya çalışsa da gerileme dönemi olan yirminci yy da gerekli hamlesini yapamamıştır.
    Ancak yinede 20.yy öne çıkan isim Vasıf sedef diye tanınan Sedefkâr Vasıf Hoca’dır. O da bu sanatın unutulabileceğini sezerek belli çabalar içerisine girmiş Güzel sanatlar Akademisi Şark Tezyinatı bölümünde
    sedefkârlar kürsüsü kurulmasına öncü olup kürsünün başına getirilmiş ancak, ilgisizliğin son bulmadığı üzüntüsüyle görevini sürdürdüğü esnada vefat etmiştir.(1940)

    sedef İşçiliği'nin Türleri

    sedef işçiliğinin, dünyada bilinen 5 ekolü vardır. Ancak bunların dışında çeşitli ülkelerde sedefi; mobilyalarında kullanmışsa da, literatüre girememiştir. Bunlar Viyana işi, Uzakdoğu işi, Eseri İstanbul işi, Kudüs işi ve Şam işidir.
    Viyana işi; Avusturyalıların geliştirdiği tekniktir ve Fransızların boul sanatı ile neredeyse ayırt edilemez Ancak aradaki en önemli fark, boul işlenirken sedef veya fil dişi boul motifleri arasına garnitür olarak çok küçük biçimde desenin içeriğine göre bazen çiçek bazen bir kuş formunda işlenir. Viyana işinde ise sedefler pirinç telcikler içinde gelişi güzel biçimde yapıştırılıp genel kompozisyonun en dışından çerçeveler biçimde alçılanıp işlenirdi.
    Uzakdoğu işi; Uzak doğu ülkelerinden özellikle Çin, Japonya, Hindistan, Singapur ve Vietnam gibi ülkelerin ürettiği sedefli ürünlerin genel adıdır.
    Eseri İstanbul işi

    ; Bu üslup Osmanlının üst düzey mimar ve sedefkârlarının geliştirdiği, diğer ekollerden farklı teknik, malzeme ve formları olan bir üsluptur.
    Kudüs işi; Osmanlının geliştirdiği bu üslup, daha çok dinsel mekânların maketini, bağa hariç, Eseri İstanbul da kullanılan aşağı yukarı bütün malzemeleri kullanarak kapladığı bir üsluptur
    Şam işi; Bu üslup ise adından da anlaşılacağı gibi Osmanlının bir eyaleti olan Suriye (Dımeşk) in şehri olan Şam da geliştirildiğinden bu ismi alır. Aslında yarı Arap yarı Osmanlı etkileri taşışa da, çokta Osmanlı formu taşımaz.

    Kullanılan Malzemeler

    sedef sanatında kullanılan malzemelerde usullere göre değişkenlik arz eder. Viyana işinde kullanılan malzemeler; Bakır, pirinç, kurşun, bazen gümüş, alüminyum, sedef fildişi ve abanoz ağacı iskeletinin şasi sinde armut ağacı kullanıldığı yere göre meşe ıhlamur, kestane, gibi ağaçlar kullanılır. Üründe genelde sıcak tutkal (boncuk tutkal) kullanılır.
    Uzak doğu işinde; Abanoz ağacı, sedef (Arusek), fildişi ve minyatürleri boyamada kullanılan boyalar ve boncuk tutkal. İskelet şasi sinde genelde gürgen ağacı kullanılır.
    Eser-i İstanbul tarzının malzemeleri ise; sedef, bağa (deniz kaplumbağası kabuğu), fildişi, abanoz ve şimşir ağacı, yılan ağacı, pelesenk, ceviz, akça ağaç türleri (kelebek ve kuşgözü) istisna olarak da maun ağacı. Gümüş, altın bazen değerli taşlar zümrüt, yakut, safir, firuze, zebercet gibi malzemelerdir.
    İskelet şasi sinde, genelde ceviz, çam ve köknar türleri ve kestane ağaçları kullanılır. Yapıştırıcı olarak yine boncuk tutkal kullanılır.
    Kudüs işinde de yine Eser-i İstanbul tarzının malzemeleri bağa hariç aşağı yukarı aynen kullanılır.
    Şam işinde ise ana iskelet ve zemin ceviz ağacı, sedef, kurşun kalay karışımı teller ve kemiktir. Yapıştırıcı olarak yine boncuk tutkal kullanılır.
    Sedef sanatlarının tümünde, cila olarak gomalak denilen bir ağaç türünden elde edilen reçine, etil alkolle eritilerek kullanılır.
    sedef İşçiliği'nin Yapılışı

    Sedefli eserlerin üretim aşaması üsluplarına göre değişik teknikler arz eder
    Bunlardan Osmanlı türü olmayan iki üslubun yapım aşamalarını izah edip, daha sonra Osmanlının geliştirdiği üslupların yapım aşamalarını izah edelim.

    Viyana işi

    ; Aslında sedeften sanatından çok (2 Boulle.) sanatının ağırlıkta olduğu bir üsluptur. Geleneksel üslupta tasarladıkları mobilyaların siyah zemin üzerine sarı (pirinç), bakır ve kurşun gibi malzemelerle kesilmiş kompozisyon montajlanır. Daha sonra bu kompozisyonun en dış çevreleri 1–2 milim şeklinde çekilmiş sarı tellerle 1–1,5 mm kanallar oluşturulacak biçimde çevrilir. Bu kanalların içine ise yeşil renkli Arusek’de denilen sedefler gelişigüzel
    şekilde kırılarak boşluklu biçimde yapıştırılır. Bu ufak boşluklar daha sonra alçı gibi beyaz malzemeyle macunlanır. Ve kuruduktan sonra perdahlanıp ince tesviyeden sonra cilalanır. En sonunda geleneksel konularını (dinsel mitolojik) tasvir eden bronzdan figürler ve ince kabartmalı bronz çıtalarla zenginleştirilerek ürüne son şekli verilir.
    UZAK DOĞU İŞİ; Bu ürünlerde daha çok siyah zemin üzerine yine renkli sedeflerin kullanıldığı canlı figürlerin ağırlıkta ve ender olarak da bitkisel motiflerin tercih edildiği bir üsluptur. Bu ürünler paravan, sehpa, masa,

    sandalye ve benzerleridir. Yapıldığı dönemin günlük yaşamını dinsel ve mitolojik konularını ele alırlar. Bu tarzın daha soyluları minyatür sanatıyla birlikte üretilmiş olanlarıdır. Japonlar ve Çinliler mabetlerinde çok ince isçilikli muhteşem eserler
    üretmişlerdir.


    Osmanlı sedef sanatındaki ekoller

    Eseri İstanbul; Bu tarzı anlatmadan önce İstanbul Topkapı Sarayında örgütlenmiş, Ehli Hiref adı altında faaliyetlerden bahsetmek daha doğru olacaktır. Bu örgüt, belki de Ahi geleneğinin daha kapsamlı şekilde organize
    olduğu saraya bağlı üst düzey sanatkârların oluşturduğu bir nevi sendika gibi hakların Ahi edebine aykırı olmadan savunulduğu otokontrol şeklinde kendini denetleyen liderlerinin ise Sermimeranı Hassa (Mimarbaşı olan) akademik araştırmalara konu olduktan sonra günümüze de örnek olabilecek bir örgüttür. Bu örgüt, bünyesinde bir hayli sanatları barındırmaktaydı. Örneğin mimarlar, hattatlar, müzehhibler, minyatür sanatkârlarını, Çini sanatkârlarını, Ebru sanatkârlarını, Sedefkârları, Sarrafları, Kazazları(Gümüş ve altından çok ince örgüyle değerli takıları ve tesbih kamçılarını yapan ustalar) Mücellitleri, Sarracları, Tesbih’çileri, Neccarlar (Marangozları) Mermer ve Taş sanatkârları gibi birçok sanat dalı.

    Bu sanatkârlarda iyi eğitimli ve dallarında en iyi yetişmiş sanatkârlardı. Eser-i İstanbul işi işte bu sanatkârların geliştirdiği bir tarzdır. Bu üslup da diğerlerinden farklı teknikler, malzemeler ve desenler kullanılmıştır. Aslında sedef sanatı uzak doğudan geçmiş olsa da Osmanlıda, hatta yakın Selçukluda temeli olan bir sanattır.
    Bu temel ise; Selçuklunun muhteşem mimari üslubu ve bu üslup arasında da gelmiş ahşap işçiliği ve Künde kari(2) diye adlandırılan teknikte üretilmiş muhteşem marangozluk işçiliği örnekleridir. Künde kari eserlerin içlerine fildişi, göbeklerle işlenen ürünler Eser-i İstanbul tarzının temelidir.

    Eser-i İstanbul işinde kullanılan motifler gelişigüzel olmamıştır asla. Motifler Selçuk ve Osmanlı geleneğine uygun olarak tasavvufi manaları olan hendesi(4) ve bitkisel motifler ince bir titizlikle seçilerek işlenmiştir. Bu motiflerin hendesi olanlarında İslami vurguların yoğun olduğu, yıldızların ve çok genlerin köşelerine göre İslam’ın ve imanın şartlarını sembolize etmesi gibi. Veya genel kompozisyona bakıldığında, motiflerin sonsuz simetrisinden dolayı insan ruhunun ölümlü olmadığı sonsuz sürecin bir parçası olduğunu bu motifler genel kompozisyonun benzeşmesiyle de uzayı ve uzayın ahengini sembolize ettiği değerlendirilmiştir. Bitkisel olanlarda ise lâlenin (Allah C.C.), Gülün (Hz. Muhammed. S.A.V.) Temsil ettiği düşünülmüştür. Tezyin edilen kompozisyonun belli kurallar manzumesi içinde dengeyle ve ahenkle ululandığı bu nedenle de Allah C.C. Tabiatı maddeyi ve canlıları yaratışındaki denge ve ahenge atıflar gibi yorumlar içerir. Eser-i İstanbul işi bir ürünü üretirken birkaç sanatkâr bir arada çalışır üretilecek eserin genel tarzı ve ergonomik Standard ölçüleri mimara çizdirilir. Genellikle mimarlar aynı zamanda sedefkârda olabilmiştir. Genel ölçüler belli olduktan sonra ince detaylar Müzehhibe çizdirilir Ürünleri maksadına göre Ayet, Hadis veya şiir İslam büyüklerinin özlü sözleri gibi, eserin niteliğine göre hattata yazı yazdırılırdı. Eserin tasarısı bittikten sonra iskeleti daha önceden güneşi direk görmeyen yağmur almayan ve rüzgârlı bir yerde yeterince kurutulmuş olan ağaçlarla hazırlanır. Hazırlanan iskelet üzerine daha önceden imal edilmiş fileto denilen fildişi, abanoz, kurşun, gül ağacı gibi ince işçilikli düz şeritlerle geometrik motifler işlenir. Yani ana hatlar hazırlanmış olur. Bu motiflerin içine kompozisyona göre sedef, bağa, abanoz ağacı döşenir. Bu şekilde eserin geometrik bölümü bitirilir. Bu geometrik motifi de çerçeveleyen geleneksel üslupta tasarlanmış geometrik zencerekler ince bir işçilikle ayni tür filetolarla işlenir. Hatları ise ince ve zor bir işçilikle kıl testerelerle kesilip bağa zemine sedefle yerleştirilir. Sonra eğer varsa bitkisel motiflerde aynı tarzda kesilerek yapıştırılır. Bitkisel motiflerde genellikle zencerek fileto ile çerçevelenir. Bütün işler bitirildikten sonra perdah ve tesviye edilip cilaya hazırlanır.

    Cilası ise çok meşakkatli beceri ve titizlik gerektiren bir iştir. Beyaz gomalak ile cilalanır. Önce kalın hazırlanmış bir cila eriği ile bala denilen bir cila beziyle aynı yüzeyden üst üste geçmeksizin her yerine sürülür. Eğer yüzeyde ağaç fazlaysa, emici olacağından takribi bir hafta bırakılır sonra ince zımpara yapılır. Ve daha önce sürülen ciladan birazda ha ince bir eriyik ayni şekilde sürülüp yine dinlenmeye bırakılır. Bu işlemler üç dört kere tekrarlanır. Sonunda ise gomalak kullanmayıp alkolle (İspirto) çalışılır. Bazen bala yüzeyde kaymayacağından parmak ucuyla yağ (vazelin likit) değdirilir. Bu şekilde eldeki bala kuruyuncaya kadar sürülür ve işlem bitirilir.

    Osmanlı sedef sanatında da kullanılan malzemeler genellikle organiktir. Yani süslemede kullanılan malzemeler gibi, yapıştırıcı da boncuk tutkal olup, kemikten et şırasından üretilmiş su ile karışıp buharda eritilir. Cilada kullanılan gomalak ise Hindistan’da yetişen ağacın reçinesinden elde edilir. Ve sebze ve meyveden elde edilen etil alkol ile eritilip cila haline getirilir. Yani bütün malzemeler doğaldır ki, bu eserlerin uzun süreli kalmasını da muhtemelen izah eder herhalde. Osmanlının Eser-i İstanbul üslubu görüldüğü üzere Doğudan gelmiş olsa da sedef sanatı, Osmanlı sedefi bağa ila fildişi ile buluşturup, bağayı da altınla varaklayarak, daha bir derinlik ve ahenk katmıştır. Ve dünyada halada bu üslubun rağbet görmesi sağlanmıştır.

    Kudüs İşi
    Bu üslupta Kudüs teki Mescidi Aksa Camii’nin maketini veya üretilen eserlerin üzerinde bu caminin tasvirini kitap kapaklarına, çerçevelere ve benzeri ürünlere kabartma biçiminde işlenilen tarzdır. Bazen de padişahların yaptırdığı
    abide eserlerin maketlerinin sedefle kaplanması şeklinde örnekler vermiştir. (Sultan 3.Ahmet Çeşmesi gibi.) Bu tarzda yine Eser-i İstanbul işi gibi bağa hariç malzeme işleme ve cilalama bakımından aynı özelliktedir.

    Şam İşi

    Bu tarz malzemeyi işleme desen seçme ve tarz bakımından Eser-i İstanbul işi ve Kudüs işinden farklıdır. Şöyle ki, bu iki tarzda önceden yapılan bir iskeletin üzerine ve tamamını kaplayarak ikinci bir zemin kat oluşturulur. Malzemelerde daha fazladır. Şam işinde ise; kullanılan motifler geometrik yâda bitkiseldir. Ancak diğer üslup gibi fazlaca derinliği ve anlamı olmayan motiflerdir. Malzemeleri ceviz ağacı üzerine kurşun ve kalay karışımı tel ve bazen de kemiktir. Üretiliş şekli ise eserin durumuna göre önceden yâda işlendikten sonra iskeleti hazırlanır. Önceden çizilen motif ceviz ağacından yapılan iskelet üzerine aktarılır. Bir milim genişliğinde ve iki milim derinliğinde hazırlanan teller, ana motifleri çizecek şekilde açılan yüzeye tutkallanıp çakılır. Daha sonra bu tellerin çizdiği yerler çeşitli bıçaklar yardımıyla oyuklar açılır sonrada bu oyuklara göre sedefler kesilip alıştırılır ve yapıştırılır. Eğer varsa
    kenarlara bir kemik bir ceviz ince çıtalar halinde ve birbirine zıt verev biçimde yerleştirilir. Sonunda ise diğer bütün üsluplar gibi perdahlanır, ince tesviye edilir ve cilalanır. Yani görüldüğü üzere ceviz ağacına teller ve sedefler oyularak ve ceviz ağacı zemin bırakılarak işlenir yani aynı yüzeye kat oluşturmadan. Şam işinde genelde Arap ve Osmanlı arası bir üslup kullanılır. Ancak bu üslup Eser-i İstanbul işinde olduğu gibi düz hatlarda, oymasız, kordonsuz, gibi olmayıp, bazen eğimleri, kordonları, tornaları bazen de ajur kesimleri olabiliyordu

    Antep işi;

    Aslında pek kayda değer bir özelliği olmayan, soysuz (menşei belli olmayan) bir üslup olsa da, Şam işine benzemesi, bu işi üreten ustaların sedef sanatına yatkınlıkları açısından önem verilmesi ve bu ustalara sedef sanatların artistiğinin öğretilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Bu tarzı küçümsediğimiz düşünülmemeli ancak, diğer üsluplara hakkını teslim etme açısından böyle konuşmamız gerekiyor. Bu üslup görünürde Şam usulüne benzese de uygulamada orijinal okyanus (mercan) sedefini bırakın, deniz sedefi bile kullanılmıyor. Fırat, Dicle kenarından topladıkları midye kabukları kullanıyor ve gomalak cila yerine ağacın üstü pürmüzle yakılıp, üstüne zeytinyağı sürülüyor ve ürün bitiriliyor. Son zamanlarda da pirinç çiviler veya küçük levhacıklar yerleştirilip iyice çiğleştiriliyor. Oysa dediğimiz gibi sedef sanatının geleneksel üslupları, menşei, teknikleri öğretilip de, eserlerini gerek yurt içi gerek yurt dışında satabilme zeminleri oluşturulsa, geleneksel bir sanatımız unutulmaktan kurtulup, yeni sanatkârların yetiştirilmesi sağlanmış olur.

    sedef İŞÇİLİĞİNİN KULLANILDIĞI ALANLAR

    Sedef, tarih boyunca birçok eşyayı süslemiş, ancak önceleri de belirttiğimiz gibi daha çok dini mekânlarda ve dini eşyalarda kullanılmıştır. Örneğin Osmanlılarda cami kapılarında, kürsülerde, rahlelerde, Kuran muhafazalarında, minberlerde, iç panjurlarda, gömme dolap kapaklarında, hattat çekmecelerinde, hattat dolaplarında, hattat takımlarında, sehpalarda, aynalarda masalarda, sandalyelerde, koltuklarda, çerçevelerde, saatlerde, tabanca ve tüfeklerde, kalkanlarda kılıç kabzalarında, bıçak saplarında, gürz saplarında, teberlerde (savaş baltaları) kaşıklarda, tepsilerde, hat levhalarında, mücevher kutularında, beşiklerde, tahtlarda, vitrinlerde, gümüşlüklerde, kavukluklarda, kadınların süslenme araçlarında, müzik aletlerinde, kitaplıklarda, dolaplarda, konsollarda, sinilerde, (yemek yenen sofralar), sedirlerde, dikiş kutularında, çalışma masalarında türbe önü trabzanlarda, (korkuluk) çeyiz sandıklarında, satranç takımlarında, paravanlarda, takılarda, yelpazelerde, dürbünlerde, el ve duvar takunyalarda aynalarında daha şuan aklımıza gelmeyen birçok yerde severek kullanılmıştır.



    TARİHDE VE GÜNÜMÜZDEKİ SEDEFKÂRLAR

    Osmanlı döneminde sedefkârlık, mimarlık sanatında bir aşama imiş. Örneğin, marangozluk (Neccarlık), taş işçiliği, sedefkârlık gibi. Koca Sinan(Neccar), Sultan Ahmet camii mimarı Mehmet Subaşı (sedefkâr Mehmet Ağa), adı üstünde sedefkâr Yeni camii mimarı Dalgıç Ahmet çavuş sedefkâr imiş. Yani mimarlık üzere üç boyutlu projelere pratik yapılması için bu sanat da, aşama olarak değerlendirilmiştir.



    Görüldüğü gibi, tarihte öne çıkmış ciddi sedefkârların sayısı oldukça az ancak, Topkapı sarayında bir sedef hane kurulmuş ve bu atölyede ciddi sanat eserleri üretilmiş, olması bu sanata değer verildiği ve isimsiz kahramanlarının, bir hayli fazla olduğunu gösterir. Bu sedefkârlar, sedefkâr Mehmet ağa, dalgıç Ahmet çavuş, Şuaybi Hindi, sedefkâr Vasıf bahsi geçtiği üzere Abdülhamit handa ciddi bir sedefkar ve marangozdur. Yine üretilmiş muhteşem bir sehba üzerindeki metal levhada Giritli Mustafa ibaresi eserin kaliteli işçiliğinden dolayı kayda değer bir sanatkarın adını hatırlatıyor. Eserin tarzından anlaşılacağa üzere muhtemelen Sanai yi Nefise Mektebi üretimi olabilir. (1883) Ancak eser büyüleyici bir zerafette diyebiliriz.Tarihte sedefkârların tevazuu sahibi olup eserlerine imza atmamaları, bu sanatla ilgili, tarihte varsa, kaynaklara ulaşılamayıp, günümüzde de yapılmadığından dolayı, bu sanatla ilgili detaylı bilgi maalesef yoktur.
    Günümüzde ise yani Cumhuriyet döneminde öne çıkmış isimler ise Nerses Semercioğlu (gerçi ürettiği hiçbir eseri tetkik edememiş sekte çeşitli kaynaklarda ismi geçmiştir), merhum Mazhar Anacan, Mehmet Zeki Kuşoğlu, Salih Balakbabalar, Şehmus Okur, Vedat Gençtürk, ağabeylerim olan Mehmet ve Yunus Türk, Hilmi Emekli gibi isimler öne çıkmıştır. Ayrıca şuan subaylıktan emekli olmak üzere olan Binbaşı Ahmet Engin Arslan beyin aslında Antep usulü ile başlayıp, araştırmacı kişiliğe sahip olması ve ciddi sedefkârların tavsiyelerini dikkate alması sebebiyle kısa sürede çok ince zarif işler yapabilmiştir. Yine günümüzde eski eserleri tamir eden ve yeni şeyler yapmaya çalışan orta yaşlı ve genç ustalar olsa da, henüz sanatkârane işlerine pek rastlanılmamıştır.

    Görüldüğü üzere günümüzde de bu sanat, hak ettiği ilgiyi görmese de bu sanatı omuzlayıp usta çırak usulü içerisinde unutulmasını engellemeye çalışan bir elin parmakları kadar az olan ciddi sanatkârların olması sevindiricidir. Bu sanata ilgisizliğin sebebi öncelikle malzemelerinin temininin, zor olması, pahalı olması üretim tekniklerinin zor ve zaman alıcı olmasıdır. Günümüzde bu sanata ilgiyi arttırmak için, akademisyenlerimizin sedef sanatıyla ilgili araştırmalar yapıp, üniversite düzeyinde öğretilmesini sağlamak için gerek alaylı gerekse mektepli ustaların fikirlerini almalıdırlar. Bu sanata meraklanıp araştıracak insanların ulaşabileceği kaynaklar üretmeli, literatür ve envanter çalışmaları yapmalıdırlar. Ayrıca günümüzün vasıflı ustaların modern, ancak köklü, özgün olan ya da klasik üslupta ürettikleri kaliteli yeni eserleri satın alarak bu sanata gereken maddi desteği vermelidirler.. Devletin ilgili kurumlarının da gerek tanıtım gerek sergileme ve gerekse yurtdışında ve ülkemizde satışının önünü açmalıdır diye düşünüyoruz.

    Bu vesile ile de (marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zaildir.) Değiminin ifade ettiği gerçek ortadan kalkar bu sanatı icra eden sanatkârlar kalkınır, gençlerin ilgisi artar ve bu sanatı öğrenme azmi oluşur. Ustalarda bu sanatın ağırlığını taşıyabilecek öğrenci bulabilir.


    sedef SANATI İLE İLGİLİ YAYINLAR

    Sedef sanatıyla ilgili kaynaklar, şuana kadar şahsi araştırmalarıma göre neredeyse yok gibi. Ama bu konuda daha öncede bahsettiğimiz gibi, ilmi ehliyeti kimseler araştırma yapabilirseler, muhtemelen çeşitli kaynaklara ulaşabilinir zanındayım. Çünkü Osmanlı gibi arşivleme geleneği olan bir devlet, mutlaka sedef sanatı ile de ilgili çalışma yapmıştır. Günümüzde ise sedef sanatıyla ilgili kaynaktan çok bu sanatı yapan ustalarla yapılan röportajlar var. Onlarda şahsen bilebildiğim kadarıyla şöyle sıralayabiliriz,
    Mehmet Zeki Kuşoğlu hocanın ( dünkü sanatımız kültürümüz) adlı kitapta ki sedef sanatını tanıtım şeklindeki yazısı.(Ötüken yayıncılık)

    Yine, Mehmet Zeki Kuşoğlu hocanın Skaylıfe dergisinde tarihlerini tam hatırlayamadığım farlı nitelikte ve farklı dönemlerde ancak sedef sanatı ile ilgili
    yazıları.

    Ard Decor dergisinin Mayıs 1995 sayısında Haldun Arslancan’n ( SEDEF, BAĞA, FİLDİŞİ) adlı yazısı.
    Ard Decor dergisinin Haziran 1999 sayısındaki günümüz sedefkârlarıyla yapılan röportaj ( sanatı tanıtım mahiyetli)
    Ard Decor dergisinin Eylül 2004 sayısındaki (tanıtım mahiyetli) röportaj.
    Vip dergisinin (muhtemelen) 1990 yılı sedef sanatını tanıtan yazı. Portakal yayıncılığın çıkardığı, SANAT KÜLTÜR ANTİKA dergisinin 9. sayısında Banu Mahir hanımefendinin; OSMANLI AĞAÇ İŞÇİLİĞİNDE FİLDİŞİ, SEDEF, BAĞA isimli yazısı.



    Türk İslam Eserleri Müzesinin yayınladığı müzede bulunan eserler ve bu eserleri üreten sanat dallarıyla alakalı tanıtım yazısı.



    Ayrıca 1975li yılarda çıkan TÜRKİYEMİZ isimli derginin çeşitli sayılarındaki sedef sanatıyla ilgili yazılar ve daha hatırlayamadığım ya da şahsen rastlayamadığım bir çok yayın. Ancak yinede ciddi düzeyde araştırılmalı ve günümüze kaynak kitap olabilecek şekilde hazırlanmalıdır diye düşünüyorum.

    sedef SANATI LİTARATÜRÜ

    ABANOZ; Afrika, Hindistan, Malezya, Endonezya, gibi ülkelerde yetişen sade siyah, alacalı siyah, renkli yeşil siyah siyaha yakın kahve renkli olabilen yetiştiği yere göre renkleri ve cinsi değişebilen değerli bir ağaç türüdür. En değerlisi makasar abanozudur. Bu isim Madagaskar yöresine ait anlaşılmamalıdır. Makasar ismi yanılgı değil yeşil ve siyah türünün adıdır. Ancak sedef sanatında değerli olanı tek siyah renkli olanıdır

    AJUR KESİM; Mobilya sanatlarında yapılan eserin ağacı parçalamadan belirli bir desene göre kesme işçiliğine denir. Bu işçilik ağaca bir yerden girip bir yerden çıkacak şekilde yapılır. Türkçede de delik işidir,

    ARUSEK; Jan janlı yanardöner ve beyaz dışındaki renkli sedefe denir.

    ARTİSTİK; Sanatsal demektir

    BAĞA; Deniz kaplumbağasının sedef sanatındaki adıdır. Osmanlı ustaları bağayı altınla varaklayarak daha bir derinlik katmışlardır.

    BOUL; Fransız ve Avusturyalıların kendi geleneksel üslupları olan tekniklerle, bronz, bakır, kurşun, sedef, fildişi, bağa, maun, abanoz ağacı bazen de değerli ağaç kökleri kullanarak ürettikleri mobilya sanatının adıdır.

    CEDVEL; Tezhib sanatında genelde düz hatlarda daha çok altınla ve sülyen renginde çekilen çizgilere denir. Ayrıca düz çizgi anlamında da kullanılır.

    FİLDİŞİ; Adından da anlaşılacağı gibi fillerin dişinden elde edilebilen bir malzemedir. . Eski dönemlerde fildişi ticareti oldukça yaygındı. Osmanlıda fiyatı o zamanki gümüşün gramıyla aynı imiş. Ayrıca sedef sanatı dışında birçok sanat dalında kullanılmıştır. Tesbihçilik, tarakçılık, kuyumculuk vs.)

    FLATO; sedef sanatında kullanılan, fildişi, abanoz, şimşir, gül, pelesenk ağacı, kurşun gibi malzemelerin üst üste preslenip daha sonra dilimler halinde kesilerek desenleri çizecek şekilde yapıştırılan ve yine bu şekilde hazırlanıp ancak motiflerin en dışını zencerek biçiminde çerçeveleyen malzemenin adıdır. Ayrıca sedef sanatı gibi, bir çok Osmanlı el sanatının anası olan tezhib sanatının literatürüne göre de Cedveldir

    HATAİ; Bitkisel desenlerin yarı sitilize edimiş usuptaki tarzının adıdır. Aslen Türklerin uslubu olup, Afganistanın Herat ekolünun İranın Hıta Bölgesinin etkileşimiyle gelişmiş desen tarzının adıdır. Bahsi geçen usluplar menşeili olup, İranlı Meşhur müzehhib Şah Kulu ve Türklerin meşhur müzehhibi Kara Meminin birbirlerin den kısmen etkilenme ve ortak çalışmalarıyla daha belirginleşmiş tarzdır.Aslında Şah Kulu Sazyolu
    Uslübunu geliştirmiş, Kara Memi ise bilhassa Kanuninin Muhibi divanı için Hazırladığı desenler 16. yy ve sonrasının yeni uslub habercileridir. Dönemin nakkaşları, bu tarzlardan etkilenerek şekilenmiş usluba hatai denmiş.

    HENDESİ; Türklerin meşhur, geleneksel geometrik kompozisyonlarına verdikleri isimdir. (Matematiksel, geometrik bezeme.)


    KÜNDEKARİ; Ağaçların çok küçük geometrik parçalar halinde kesilerek tutkalsız, çivisiz sadece geçme teknikleriyle, Selçukluların geliştirdiği marangozluk üslubunun adıdır.

    PENÇ;Farsçada 5 anlamına gelmekle birlikte ıstılahi anlamda Hatai Ekolünden papatyaya benzer desenin
    adıdır.Aslında gülün yukarıdan görünüşünün sitilize edilmiş olup 5 dilimli olabildiği gibi 6_7_8_9_10…vs olabilmiştir.

    RUMii; Tezhib sanatında kullanılan bir terim olmakla birlikte Rum beldesi menşei li olduğu da söylenir ancak efsanevi su canavarını sembolize ettiği söylense de Türklerin İslam’a girmesi ile daha değişik manalar yüklenmiştir. Palmet, kıvrım dalları diyenler olsada Rumi tabiri daha doğrudur. Önceleri efsanevi canlılar resmedilmiş, zamanla İslam’ın surete bakışından dolayı bu hayali canlıların bazen kanadı bazen kolu, bacağı saçtaki örgü vs. bölümsel olarak alınıp daha soyut ve tasavvufi yorumlar katıldığı halini almış. Yani bu izahtan sonra şunu diyebiliriz; bitkisel görünümü andıran Türklere has soyut motiflerdir. sedef sanatında daha kaba olanları tercih edilmiştir. Kesiminin daha ince motiflere nispeten, daha kolay olması hasebiyle.

    SEDEF; birçok deniz yumuşakçalarının kendilerini düşmanlarından korunmak için salgıladığı sıvı ile bedenini saran sert kabuğun adıdır. Bu sıvı kalker, azot, azotiktir. sedef Aslında istiridyegillerden birçok yumuşakçanın dış kabuğudur. Ayrıca bu istiridyelerden, mercan sedefi diye adlandırılan ve Osmanlı sedef sanatında çokça kullanılan türünden inci oluşur. İstiridye okyanustaki seyri esnasında, vücuduna girebilen kum ve taş taneciklerini hissettiğinde salgıladığı sıvı ile bu nesneyi sararak bedenini korur. İşte bu sıvı kuruyup küresel şekil alınca da inci oluşur. Sedefin

    çok çeşitli türleri ve renkleri vardır. Bunlar; çift kabuklu, tek kabuklu, helezon biçimli salyangoz gibi olan mat beyaz, parlak beyaz, pembe, yeşil, mavi gri hatta siyah olanlardır.

    SEDEFKÂR; sedef sanatını icra eden kişiye denir.

    SEDEFKÂRİ; Sedefle işlenmiş esere denir. (Sedefli)


    PELESENK; Batılıların palizanda da dedikleri Brezilya menşei li koyu kahverengi dünyanı en değerli ağaçlarından biridir sedef sanatında yakın dönemlerde daha sık kullanılmıştır, daha çok Fransızlar boul sanatın da zemin ağacı olarak kullanmışlardır.



    YILAN AĞACI; Güney Amerika menşei li kızıl renkler üzerinde siyah beneklerin olduğu, dünyanın en pahalı ağacıdır. sedef sanatın da yakın dönemde kullanılmıştı

    Zebra; ( Zebrano), Sarımtırak zemin üzerini koyu kahve renkli çizgili desenleri olan zeytin ağacının batıdaki ismidir. sedef sanatında da kullanılabilen zarif bir ağaç türüdür.




    DİP NOTLARLAR

    1: İslam Kültür Atlası
    (Sahife 24.Resim 1,1)
    İsmail Raci el Faruki
    Lamia Raci el Faruki
    2:Osmanlıda; zamanın bürokratik görevidir.








    (Sedefkâr) Enis TÜRK

    İSMEK USTA ÖĞRETİCİSİ



  2. #2
    Kayıtlı Üye anka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Nereden
    Karaman
    Yaş
    59
    İsim
    Mehmet Sayit ALTAN

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    Paylaşım için teşekkürler.

  3. #3
    Kayıtlı Üye cinisanatı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2013
    Nereden
    bursa
    İsim
    zeynep

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    bilgiler için tşk ler...
    Sular yükselince, balıklar karıncaları yer...Sular çekilince de karıncalar balıkları yer...Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir....Çünkü kimin kimi yiyeceğine "Suyun akışı" karar verir.......... EFLATUN

  4. #4
    Kayıtlı Üye necdet namazcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden
    istanbul
    Yaş
    45
    İsim
    necdet namazcı

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    teşekkürler paylasımınız için
    Tevazu Ve Alçak Gönüllülükte Toprak Gibi Ol Hz. mevlana

  5. #5
    Kayıtlı Üye
    Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    47
    İsim
    Gökmen

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    Hocam sedefkarlık yapıyorsunuz galiba, yaptıklarınızdan anlaşılıyor, güzel işler.
    Sedef kıltestere makinede işlenebilir mi? yoksa sadece el testeresi ilemi kesilmeli?

  6. #6
    Kayıtlı Üye YENER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Nereden
    UŞAK
    Yaş
    45
    İsim
    yener

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    bu güzel bilğiler için teşekkür ederim. bilğiler arşive alındı

  7. #7
    Üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2013
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    64
    İsim
    hoymakgil

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    Selamınaleyküm Sedef Kesimleri Yapılan Tekniğe Göre Değişir, Eser-i İstanbul Yapacaksanız Kıl Testere ile Elde Kesilir,
    Şamişi Yapacak iseniz, Taş motorunda Kesilir. Bilgi Yeterli Olmuştur Sanırım.

  8. #8
    Kayıtlı Üye kenancicek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden
    uşak
    Yaş
    59
    İsim
    kenan çiçek

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    paylaşım için çok teşekkürler.
    ÖĞRENDİKÇE NE KADAR CAHİL OLDUĞUMU ÖĞRENİYORUM..

  9. #9
    Kayıtlı Üye dkuyumcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2012
    Nereden
    İzmir
    Yaş
    66
    İsim
    Durmuş Kuyumcu

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    Paylaşıma teşekkürler. Çok değerli bilgiler verdiniz.

  10. #10
    Kayıtlı Üye topaloglu60 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2012
    Nereden
    tokat zile
    Yaş
    50
    İsim
    sedat

    Standart Cevap: Sedef Sanatının Tarihi

    abim teşekkürler tam 1 saaat sürdü okumak işin kolayı kopyaladım arşive

    teşekkürler
    SEDAT YÜCE

    Niceleri geldi neler istediler
    Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
    Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
    O gidenlerde hep senin gibiydiler

    Bu dünya kimseye kalmaz bilesin
    Er geç kuyusunu kazar herkesin
    Tut ki , Nuh kadar yaşadın zor bela
    Sonunda yok olacak sen değil misin ?

    ÖMER HAYYAM

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. tarihi uşak evleri
    Konu Sahibi YENER Forum Sizin Çalışmalarınız
    Cevap: 47
    Son Mesaj : 22-01-2013, 10:53
  2. abanoz ve sedef
    Konu Sahibi kenancicek Forum Sizin Çalışmalarınız
    Cevap: 25
    Son Mesaj : 25-12-2012, 17:32
  3. Sanatının zirvesinde bir isim: Julie Bender
    Konu Sahibi pioneer Forum Teknikler
    Cevap: 34
    Son Mesaj : 29-07-2011, 02:11

Bu Konu için Etiketler